İslam Öncesi Paganizm mi ? Monoteizm mi ?

 



Oryantalistlerin "Süreklilik" Tezine Karşı Üç Katmanlı Bir Cevap: Veri, Mantık ve Hikmet

Bazı akademisyenlerin, "İslam öncesi Arabistan'da putperestlik silinmişti, tektanrıcılık (monoteizm) tamamen hakimdi" şeklindeki iddiaları, son dönemde popüler hale gelmiştir. Ancak bu teze karşı; ampirik (verisel), metodolojik (mantıksal) ve teolojik (hikemi) olmak üzere üç aşamalı, sarsılmaz bir savunma hattı kurmak mümkündür.

İşte bu tezin sınırlarını ve İslami anlatının tutarlılığını ortaya koyan üç katmanlı analiz:

1. Ampirik İtiraz: Sahadaki Veriler "Putperestlik Bitti" Demiyor

Bu tez, İslam'ın doğuşu sırasında (MS 6. ve 7. yüzyıl) paganizmin izlerinin silindiği varsayımına dayanır. Ancak sahadaki arkeolojik gerçeklik bu kadar kesin ve homojen bir tablo çizmez.

 * Karşıt Kanıtlar: Son dönemde yapılan araştırmalar ve bulunan bazı geç dönem kitabeleri, Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde (özellikle Necid ve çevresinde) Lat, Uzza ve yerel putlara yapılan atıfların, pagan ritüel izlerinin ve adakların İslam'ın şafağına kadar devam ettiğini göstermektedir.

 * Kaynak: Özellikle araştırmacı reddulevham13 tarafından derlenen akademik floodlarda ve ilgili yayınlarda gösterildiği üzere; geç dönem kitabelerinde hala klasik paganizmin izleri canlıdır.¹

 * Sonuç: Dolayısıyla "Putperestlik tamamen bitmişti" önermesi, sahadaki bu karşıt örnekler (counter-examples) tarafından fiilen zayıflatılmaktadır. Bölgede homojen bir tektanrıcılık değil, paganizmin hala cepler halinde direndiği heterojen bir yapı mevcuttu.

 2. Metodolojik İtiraz: "Kanıtın Yokluğu, Yokluğun Kanıtı Değildir" (Bayesçi Analiz)

Bu tezi saunanlar'ın en büyük metodolojik açmazı, "yazıt bulamama" durumunu (silence of evidence), doğrudan "inancın yokluğu" olarak yorumlamasıdır. Oysa mantık bilimindeki Bayes Teoremi ile bir ihtimal hesabı yapıldığında bu yaklaşımın hatalı olduğu görülür.

Bu durumu matematiksel bir mantıkla (Probability Calculus) şöyle izah edebiliriz:

Önsel Bilgi (Prior): Elimizde Kuran, Siyer, Hadis külliyatı, Cahiliye şiirleri ve sözlü tarih gibi devasa bir veri seti var. Bunların hepsi ittifakla "Mekke'de güçlü bir putperestlik vardı" diyor. Bu, "paganizm vardı" ihtimalini başlangıçta çok yüksek (%90 üzeri) tutmamızı gerektirir.

Veri Filtresi (Likelihood): Soru şudur: "Putperestlik olduğu halde neden az yazıt buluyoruz?" Cevap basittir: Mekke kültürü sözlü (şiir) bir kültürdü ve yazı malzemesi olarak kuzeydeki gibi bazalt taşları değil; çürüyüp giden palmiye dallarını, derileri kullanıyorlardı. Ayrıca Mekke arkeolojik kazıya kapalı bir bölgedir.

Sonuç (Posterior): Bayes formülüne bu verileri girdiğimizde; "yazıt bulunamaması" durumu, putperestliğin varlığına dair inancımızı marjinal düzeyde (örneğin %90'dan %85'e) düşürür ama asla sıfırlamaz. Bu tezi savunanlar, veri setindeki bu "teknik kör noktayı", tarihsel bir gerçeklik gibi sunarak epistemolojik bir hata yapmaktadır

3. Teolojik Okuma: Rabbani Strateji ve Hikmet

Velev ki Bu tezi savunanlar'ın tezi tarihsel olarak doğru olsun; yani Arabistan'ın çevresi (Kuzey, Yemen, Levant) tektanrıcılığa ve Hıristiyanlığa evrilmişken, İslam ısrarla putperestliğin son kalesi olan Mekke'ye inmiş olsun...

Bu durum İslami anlatıyı zayıflatmaz, bilakis İslam teolojisi açısından üzerine çok derin düşünülebilecek, muazzam bir soruyu ve cevabı doğurur: "Allah neden son peygamberini bu akıntıya en çok direnen, putperestliğin en katı kalesi olan Mekke'nin göbeğine gönderdi?"

Bunun "hikmeti" (divine wisdom) üzerine şu 5 temel çıkarımı yapabiliriz:

1. Vahyin "Şaibesiz" Olması (Kopyacılık İthamının Engellenmesi)

Belki de en büyük hikmet budur.

 * Senaryo: Eğer Peygamber Efendimiz, Hıristiyanlığın ve tektanrıcılığın çok güçlü olduğu Şam'da veya Kuzey Arabistan'da ortaya çıksaydı, tarihçiler şöyle diyecekti: "Muhammed, etrafındaki rahiplerden duyduğu hikayeleri derledi, İncil'i okudu ve yeni bir din uydurdu."

 * Mekke Gerçeği: Mekke, entelektüel tartışmalardan uzak, ümmi bir toplumdu. Böyle bir "çölün ortasında", hiçbir ön hazırlık olmadan, birdenbire Hz. İbrahim'i referans alan evrensel bir metnin (Kuran) ortaya çıkması, onun beşeri değil ilahi kaynaklı olduğunun en büyük delili oldu. Allah, mesajını "teolojik gürültünün" olmadığı yerden başlatarak vahyin kaynağını şaibesiz kıldı.

2. En Sert Taştan En Sağlam Binayı Yapmak

İslam'ın ilk nesli (Sahabe), tarihin gördüğü en dirençli topluluklardan biri oldu. Bu "çelikleşme", ancak büyük bir ateşle mümkün olabilirdi.

 * Zorluk Eğitimi: Eğer İslam, tektanrıcılığa zaten hazır olan "yumuşak" bir toplumda başlasaydı, belki hızlı yayılırdı ama inananların sadakati ve direnci asla test edilemezdi. Bedir ve Uhud gibi sınavlar olmazdı.

 * Karakter Dönüşümü: Mekke toplumu karakter olarak çok sert, inatçı ve gururluydu. İslam, bu "ham ve vahşi enerjiyi" yok etmek yerine dönüştürdü. O inatçı Ebu Cehil zihniyetiyle mücadele eden Ömerler, Halidler; o sert coğrafyada pişti. İslam dünyaya yayılacak enerjiyi, bu "zorlu merkezin" yarattığı sürtünme kuvvetinden aldı.

3. Hastalığın Kalbine Neşter Vurmak (Kâbe)

Coğrafi ve sembolik bir zorunluluk vardı: Kâbe.

 * Çevredeki kabileler tektanrıcı olsa bile, Hz. İbrahim'in inşa ettiği "Allah'ın Evi", putlarla işgal altındaydı. Tevhid'in sembolü kirliydi.

 * Bir doktor, vücudun kolunu değil, önce durmuş olan kalbini çalıştırmak zorundadır. Mekke, Arap yarımadasının kalbiydi. Allah, merkezdeki tümörü (şirki) temizleyerek işe en zor yerden başladı.

4. Zıtların Netliği (Tevhid vs. Şirk)

Hıristiyanlık bölgelerinde inançlar grileşmiş, Teslis ile "Tevhid" bulanıklaşmıştı.

 * Mekke'deki durum ise siyah ve beyaz kadar netti: Ya Şirk ya Allah. Arası yoktu.

 * Bu keskin zıtlık, İslam'ın "Tevhid" mesajının hiçbir kafa karışıklığına yer bırakmadan, en saf ve en kristal haliyle ("yepyeni ve devrimci bir duruş" olarak) parlamasını sağladı.

5. "Ümitsizlik Yoktur" Mesajı

Son olarak evrensel bir psikolojik hikmet:

Eğer İslam, "kız çocuklarının diri diri gömüldüğü", taştan tanrıların olduğu, inatçı ve gaddar bir toplumda bile galip gelebildiyse ve o toplumu "Asr-ı Saadet"e dönüştürebildiyse; dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman "buradan adam olmaz" denilemez. Allah, en zor örneği (en uç noktayı) başararak, kıyamete kadar tüm insanlığa ümit aşılamıştır.

Özetle:

Bu argüman zinciri; Bu tezi önce olgusal olarak (yazıtlar var) sarsar, sonra yöntemsel olarak (yokluk kanıt değildir/Bayes hesabı) sınırlar ve son olarak teolojik olarak (Rabbani strateji ve h

ikmet) kuşatarak, İslami anlatının tutarlılığını ortaya koyar.



¹https://x.com/reddulevham13/status/1993429015672373270?t=ayH51TzT9vXuF-knbM0avg&s=19


Muhtemel İtirazlara Cevaplar 

İtiraz 1: "Mekke izole değildi, büyük bir ticaret merkeziydi. Dolayısıyla Kuzey'deki monoteist trendden etkilenmemesi imkansızdır."

Cevap: Ticaret, Entegrasyon Değil; "Statüko Koruması" Getirdi

Bu itiraz, "Ticari ilişki = Dini/Kültürel Asimilasyon" yanılgısına dayanır. Oysa Mekke'nin durumu tam tersidir:

Ekonomik Bağımsızlık ve Kâbe: Mekke'nin ticari gücü, herhangi bir mal üretiminden değil, Kâbe'nin kutsallığından ve "Haram Aylar" sisteminden geliyordu. Kureyş liderleri (Müşrik elitler), Hıristiyanlığa veya Yahudiliğe geçmenin, Kâbe'nin "bağımsız Arapların merkezi" olma vasfını bitireceğini biliyordu. Hıristiyan olmak, Bizans'ın veya Habeşistan'ın uydusu olmak demekti.

Argüman: Mekke, monoteist trendi bilmiyor değildi; ticari ve siyasi çıkarları gereği bu trende bilinçli bir direnç (resistance) gösteriyordu. Onlar için Paganizm bir inançtan öte, ekonomik bir "bağımsızlık bildirgesi" idi.

Ticaretin Doğası: Las Vegas'a her ülkeden insan gelir ama Las Vegas kendi kurallarını (kumar vb.) dayatır. Mekke de panayırlarla doluydu ama gelenler Mekke'nin kurallarına (Hums) uymak zorundaydı. Dışarıyla temas, içerideki kimliği eritmedi, aksine "Biz Kureyş'iz, Allah'ın komşularıyız" diyerek kimliklerini daha da sertleştirdiler (Radikal Muhafazakarlık).

Kuran Zaten Kabul Ediyor: Kuran, Kureyş'in "Yaz ve Kış yolculuklarını" (Rihletü'ş-Şita ve's-Sayf) anlatır. Yani İslam, onların izole olduğunu iddia etmez. Aksine, dış dünyayı bildikleri halde atalarının dininde (statüko) direttiklerini söyler.

İtiraz 2: "Klasik İslam tarihi anlatısı (Siyer/Hadis) geç dönemde yazılmıştır ve kurgusaldır, bu bilimsel tezle (epigrafiyle) çelişirse, epigrafi tercih edilir."

Cevap: Epigrafi "Resmi", Siyer "Gayri-Resmi" Tarihi Anlatır

Bu itiraz, yazıtları "tek gerçek", metinleri "tamamen kurgu" sayan pozitivist bir indirgemeciliktir.

Tutarlılık İlkesi (Coherence): İslam tarihi anlatısı sadece dini metinlerden ibaret değildir; Cahiliye şiirleri, Eyyamü'l-Arab (savaş günleri), Ensab (soy ilmi) gibi birbirini destekleyen devasa bir ağdır. Bu kadar farklı disiplinin, olmayan bir "putperest geçmiş" üzerinde bu kadar detaylı (put isimleri, tapınma şekilleri, kabilelerin hangi puta taptığı vb.) ittifak etmesi, bunun bir kurgu olamayacağını gösterir.

Utanç Kriteri (Criterion of Embarrassment): Tarih metodolojisinde bir ilkedir: Bir topluluk, kendi geçmişi hakkında kendilerini utandıracak bir şeyi uydurmaz. Eğer tarih sonradan kurgulansaydı, Müslümanlar atalarının "pis putperestler" olduğunu değil, "asil Hanifler" olduğunu uydururlardı. Atalarının putlara taptığını bu kadar detaylı anlatmaları, bunun acı bir tarihsel gerçek olduğunu gösterir.

Epigrafinin Kör Noktası: İnsanlar her inandıklarını taşa yazmazlar. Bugün bir arkeolog İstanbul'u kazsa ve sadece cami kitabelerini bulsa, "Burada hiç ateist veya deist yaşamıyordu" diyebilir mi? Epigrafi "resmi ve kamusal" olanı yansıtır; Siyer ise "sosyal ve zihinsel" olanı anlatır. İkisi çelişmez, farklı katmanları sunar.

İtiraz 3: "Revizyonist tarihçilere (örn. Patricia Crone, Wansbrough ekolü) göre İslam kaynaklarına hiç güvenilmez. Dolayısıyla sizin %90 dediğiniz 'Prior' (Önsel Olasılık) aslında %0 veya %10'dur."¹

Cevap: Hiper-Şüphecilik Bilim Değil, İdeolojidir

Bu, Bayesçi hesabı bozmaya yönelik en sert itirazdır ama kendi içinde tutarsızdır:

Kuran'ın Çağdaşlığı (Carbon Dating): Birmingham Yazmaları gibi karbon testleri ve modern Batılı akademisyenlerin (Nicolai Sinai, Angelika Neuwirth, Fred Donner) çalışmaları, Kuran'ın Hz. Peygamber dönemine (7. yy başı) ait bir metin olduğunu büyük ölçüde kanıtlamıştır.

Kritik Soru: Elimizde 610-632 yıllarına ait bir metin (Kuran) var ve bu metin sürekli "Putlara tapmayın, Allah'a ortak koşmayın, Lat ve Uzza boştur" diye bağırıyor. Karşısında muhatap olmadan, hayali bir düşmana karşı mı konuşuyor? Kuran'ın pagan bir muhatap kitlesine hitap ettiği gerçeği, Paganizmin varlığına dair "Prior" ihtimalini %0'dan %90'lara tek başına çeker.

Sıfır Olasılık Hatası: Bayesçi mantıkta bir şeye "İmkansız" (%0) demek için fizik kurallarına aykırı olması gerekir. "7. yüzyılda bir grup Arap'ın puta tapması" fiziksel olarak imkansız değildir. Bunu %0 kabul etmek, tarihçilik değil, ideolojik bir körlüktür.

Agnostik Yaklaşım Bile Yeterli: Hadi revizyonistlere taviz verelim ve Siyer'e güvenmeyelim. Sadece Kuran metnine (%50) ve şiirlere bakalım. Prior'ı %90 değil, %50 (yarı yarıya) alalım.

Hesap: Prior 0.50 olsa bile, yazıtların yokluğu (Likelihood 0.60) hesaba katıldığında, sonuç (Posterior) hala %40-45 bandında çıkar. Yani "Paganizm bitti" demek yine imkansızdır. Paganizmin varlığı hala masada duran en güçlü sosyolojik açıklamadır.


¹Bu konuda sitemizde daha önce yayınlanmış yazılara bakabilirsiniz 

https://kuraniperspektiff.blogspot.com/2021/07/islam-tarihi-yalan-m-habil-ademoglu.html?m=1

https://kuraniperspektiff.blogspot.com/2021/08/islam-tarihi-yalan-m-2-revizyonist.html?m=1