Başka Zihinler Sorunu - Paul Churchland

 



Başka Zihinler Sorunu 


   

   Bir canlının bilinçli, düşünen bir canlı ('başka bir zihin') olup olmadığına elbette onun davranışlarını, hatta sözel davranışlarını da gözlemleyerek karar veririz. Bedensel hasara ve sızlanmaya bakarak bir ağrı olabileceği sonucuna ulaşırız. Gülümsemelere ve kahkahaya bakarak neşeden bahsedebiliriz. İçinde bulunulan çevrenin karmaşık ve uygun bir biçimde düzenlenmesinden yola çıkarak arzular, niyetler ve inançların varlığından söz edebiliriz. Bütün bunlardan ve başka şeylerden, özellikle de konuşmalardan yola çıkarak, söz konusu yaratıkta bilinçli zeka olduğu sonucuna varırız.


     Bütün bunlar apaçıktır, ancak bu ifadeler yalnızca soruna bir giriş yapmaya yarar, yoksa onu çözmeye yetmez. Yukarıda sayılan çıkarımları neyin gerekçelendirdiğini kendimize sormamızla birlikte sorun ortaya çıkmaya başlar. Belirli zihinsel durum türlerinin (gizlice) gerçekleştiğini belirli türden davranışların gerçekleşmesinden çıkarmak, bunlar arasında uygun genel bağlantıların, muhtemelen "Bir varlık B türünden bir davranış sergiliyorsa, o zaman büyük olasılıkla S türünden bir zihinsel durum gerçekleşiyordur." biçimindeki bağlantıların geçerli olduğunu varsaymak demektir. Bunun gibi 'psikolojik-davranışsa! genellemeler', tıpkı "Gök gürültüsü gibi bir ses çıktığında, genellikle yakın çevrede bir yerde şimşek çakmış olmalıdır." gibi standart deneysel genellemelerle aynı biçimdedir. Muhtemelen bunların gerekçelendirilmeleri de paraleldir: Bu tarz genel ifadeler, sözü geçen fenomenler arasındaki düzenli bir bağlantıya dair geçmiş deneyimlerimiz aracılığıyla gerekçelendirilir. Nerede ve ne zaman bir şimşek algılasak, genellikle (çok yüksek sesli) bir gök gürültüsü de algılarız, savaş makinelerini saymazsak başka hiçbir şey bu sesi üretmez.

   Peki ya gözlenebilecek tek şey iddia edilen bağlantının sadece bir yarısı, canlı varlığın davranışı ise, ilgili psikolojikdavranışsal genellemelerin başka canlı varlıklar için de geçerli olduğuna inanmamız nasıl gerekçelendirilebilir? Bir canlının, varsa, zihinsel durumları yalnızca bizzat o canlı tarafından doğrudan gözlemlenebilir. Biz onları gözlemleyemeyiz. Ayrıca gerekli türden deneysel desteği muhtemelen toplayamayız. Açıkçası böyleyse, bunun gibi psikolojik-davranışsal genellemelere inanmamızı büyük olasılıkla gerekçelendiremeyiz. Buna göre, başka bir canlının davranışından, onun zihinsel durumları olup olmadığı hakkında çıkarılan sonuçlar gerekçelendirilemez. Bu da demektir ki, kimse kendisinden başka bir canlı varlığın zihinsel durumları olduğuna inanmasını gerekçelendiremez!

    Bu sonuç son derece mantıksızdır, ancak şüpheci sorun da epey dayanıklıdır. Başka zihinlere inanmak, davranışlardan sonuçlar çıkarmayı gerektirir; böyle çıkarılan sonuçlar genel olarak canlı varlıklar hakkında genellemeler yapılmasını gerektirir; böyle genellemeler yalnızca genel olarak canlı varlıkların deneyimiyle gerekçelendirilebilir; ancak bir kimsenin sahip olabileceği tek deneyim kendi durumunun deneyimidir. İşte başka zihinler hakkındaki klasik sorun budur:

Benzerlikten yola çıkan argüman


   Başka zihinler sorununun çözümü için üç klasik girişimde bulunulmuştur, bunlardan belki de en basiti benzerlikten yola çıkan argümandır. Bu argüman, psikolojik-davranışsal bağlantıların her iki yarısının da ancak tek bir durumda birlikte gözlenebileceğini ileri sürer: Kişinin kendisinde ve ilgili genellemelerin, en azından kendileri için geçerli olduğuna hükmedilebilir. Ancak diğer insanlar, gözleyebildiğim kadarıyla bana tamamen benzerler. Genellemeler benim için geçerliyse, o zaman kendi durumumla benzerlik kurarak bunların başka insanlar için de geçerli oldukları sonucunu çıkarmam akla yatkındır. Bu yüzden bu genellemeleri kabul etmemin bir gerekçesi her şeye rağmen vardır ve bu yüzden belirli canlı varlıkların zihinsel durumları hakkında, onlara dayanarak belirli çıkarımlarda bulunmakta haklı sayılırım.

     Başka zihinler sorunun şüpheci sonucuna direnme dürtümüz, onu aşmayı vadeden her çözümü kolayca benimsememiz için yeterince güçlüdür. Ancak benzerlikten yola çıkan argümanın ciddi güçlükleri vardır ve biz de bunu kabul ederken biraz temkinli olmalıyız. Birinci sorun, başka zihinler hakkındaki bilgiyi, sadece bir tane durumdan yola çıkan tümevarımsal bir genellemeye dayanır halde sunmasıdır. Bu, tümevarımsal bir argümanın kesinlikle en güçsüz olası örneği olarak, tek bir ayı (bir kutup ayısı) üzerinde yaptığım gözlemlere dayanarak bütün ayıların beyaz olduğu sonucu çıkarmamla kıyaslanabilir. Başka zihinlerin varolduğuna dair sağlam güvenimizin bunun gibi cılız bir argüman sayesinde güçlendiği mi yoksa zayıfladığı mı sorulabilir. Elbette, sizin bilinçli olduğunuza dair inancımın
bundan daha iyi temellendirilmiş olduğu ileri sürülebilir.

     Ayrıca başka sorunlar da söz konusudur. Bir kimsenin başka zihinler hakkındaki bilgisi sonuçta kendi durumunda gözlemleyebildikleriyle sınırlıysa, ne renk körü olan insanların kendilerinin edinemediği duyumları başka insanların edinebileceğine haklı olarak inanmaları ne de sağır bir kimsenin başkalarının işitebileceğine haklı olarak inanması mümkün değildir. Bu görüşe göre, başka zihinlere ancak kişinin kendi zihninde bulduğu şeyler akla uygun biçimde atfedilebilir. Bu da örneğin, psikolojisi sistematik olarak (her şeye rağmen büyük olasılıkla olacağı gibi) tamamen farklı olan yabancı bir varlığa zihinsel durumları atfetmenin muhtemelen gerekçelendirilememesini zorunlu kılar. Başka zihinlerin içeriğiyle ilgili makul hipotezler gerçekten de bu dar görüşlü yöntemlerle sınırlı mıdır?


       Söz konusu psikolojik-davranışsa! bağlantıları nasıl değerlendireceğimizle ilgili bir görüş olarak üçüncü itiraz, benzerlikten yola çıkan argümanın altını tamamen oymaya çalışır. Birçok zihinsel durum çeşidi arasında ayrım yapmam ve bunları açıkça tanımam, dolayısıyla da benim davranışlarımla olan bağlantılarını sezmem gerekiyorsa, bunun gibi ayırt edici yargılara varabilmem için gerekli olan kavramlara sahip olmam gerekir; "Ağrı ", "keder" ,"korku" , ''arzu'', ''inanç'' vs gibi  terimlerin anlamını kavramam gerekir. Fakat bu terimlerin anlamının büyük ölçüde veya tamamen, onları diğer zihinsel durumların, dışsal koşulların ve gözlemlenebilir davranışların terimleriyle bağlayan bir genel varsayımlar ağı tarafından verildiğini bir önceki bölümde görmüştük. Dolayısıyla, basitçe ilgili kavramlara sahip olmak, zihinsel durumlar ve davranışlar arasında, kişinin kendi durumunu incelemesinin sağlayabileceği varsayılan genel bağlantılardan zaten haberdar olmak demektir. Halk-psikolojisi kavramlarımıza dair anlayışımızın, bu yüzden, kişinin kendi bilinç akışını bilgisizce sorgulamasından daha fazla bir şeyden türetilmesi gerekir.

   Benzerlikten yola çıkan argümanla ilgili bu güçlükler hep birlikte, başka zihinler sorununa farklı bir çözüm arama yönünde şiddetli bir itici gücün ortaya çıkmasına yol açarlar. Çözülecek
sorunla aynı düzeyde başka sorunlar yaratmayan bir çözüm gereklidir.


Yine Davranışçılık


     Felsefi davranışçılar derhal farklı bir çözüm, benzerlikten yola çıkan argümanda keşfedilen güçlüklerden haberdar olan bir çözüm öne sürmüşlerdi. Özellikle zihinsel durumları davranışlarla ilişkilendiren genellemelerin deneysel gözlem ile uygun bir biçimde gerekçelendirilemeyecekse, bunun sebebinin bu genellemelerin kendileriyle işe başlanacak deneysel genellemeler olmamaları olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aslında iddiaya göre, bu genellemeler doğrudan tanımlanma sayesinde geçerli olurlar. Bunlar içerdikleri psikolojik terimlerin işlemsel tanımlarıdır. Bu yüzden bunlar deneysel doğrulamaya gerek duymazlar. Belirtilen biçimlerde davranan veya davranmaya eğilimli olan bir canlı tanım gereği bilinçli, duyarlı ve zeki sayılır. (Tipik davranışçılar iddialarında her zaman bu kadar cesur ve açık sözlü değillerdir, fakat iddia ettikleri şey bakımından da çoğunlukla bu kadar net olmamışlardır.)


   Başka zihinler sorunun çözümü yönündeki baskı, benzerlikten yola çıkan argümanın güçsüzlüğü ve psikolojik terimlerin anlamının bir biçimde psikolojik-davranışsal genellemelere bağlı olduğu düşüncesi göz önünde tutulursa, filozofların bu tutumun işe yaraması için biraz değişikliğe uğraması amacıyla neden bu kadar çok çabaladıkları anlaşılabilir. Fakat bu çabalar boşa gitmiştir. Halk psikolojisinin genellemelerini incelediğimizde, bunların nadiren basit 'işlemsel tanımlar' halinde olduklarını görürüz (2.2'deki "çözünürlük" tartışmasını anımsayın). Davranışçılar, tek bir psikolojik terimin bile uygulaması için gerekli ve yeterli davranışsal koşulları ifade etmeyi başaramamışlardır. Halk psikolojisinin genellemeleri de tanım gereği geçerli görünmemektedir. Bunlar daha ziyade, hem dilsel sezgilerimiz üzerindeki etkileri bakımından hem de gündelik ilişkilerdeki açıklayıcı ve kestirimsel işlevleri bakımından kaba deneysel gerçekler olarak görünürler. Bu durum bizi, kişinin başka zihinler hakkındaki bilgisinin bağlı göründüğü çeşitli psikolojik-davranışsa! genellemeleri gerekçelendirmeye çalışma sorununa geri götürür.


Açıklayıcı Hipotezler ve Halk Psikolojisi


     Başka zihinler sorunu ilk kez, kuramsal gerekçelendirmenin doğası hakkındaki kavrayışımızın henüz daha ilkel olduğu bir zamanda dile getirilmiştir. Pek yakın bir zamana kadar neredeyse herkes, genel bir yasanın yalnızca onun kapsadığı öğelere dair yeterli sayıda gözlenmiş örnekten çıkarılan tümevarımsal bir genelleme ile gerekçelendirilebileceğine inanıyordu. Çok sayıda karga gören biri bunların hepsinin siyah olduğunu fark ettiğinde "bütün kargalar siyahtır" genellemesini yapar. Bu her yasa için böyledir. B öyle düşünülür. Bu düşünce gözlemlenebilir şeyleri ve nitelikleri bağlayabilen yasalar için uyun olabilirdi, ancak modern bilim gözlemlenemeyen şeylerin davranışları ve niteliklerine hükmeden yasalarla doludur. Atomları, molekülleri, genleri ve elektromanyetik dalgaları düşünün. Açıkçası, gözlemlenemeyenlerle ilgili yasalar, gerekli olduğu takdirde, başka bir deneysel gerekçelendirme biçimine ihtiyaç duyarlar.


   Gerekçelendirmenin bu diğer biçimini pek uzakta aramaya gerek yok. Kuramcılar gözlenemeyen varlıkları ve onlara hükmeden belirli yasaları varsayarlar, çünkü bu sık sık, o ana kadar açıklanamamış gözlenebilir fenomenler hakkında öngörülerde bulunmamızı ve açıklama yapmamızı sağlar. Özellikle, bazı hipotezleri varsaydığımızda ve bunları gözlemlenebilir koşulların bilgisiyle bir araya getirdiğimizde, çoğunlukla başka gözlenebilir fenomenlerle ilgili ifadeleri, zamanla ortaya çıkacağı gibi sistematik olarak geçerli olan ifadeleri tümdengelimle elde edebiliriz. Bir kuram, bunun gibi açıklayıcı ve kestirimsel üstünlükler sergilediği ölçüde inanmaya değer bir hipotez olur.

   Buna çoğunlukla "hipotetik-tümdengelimli" gerekçelendirme (veya kısaca "H-D" gerekçelendirme) denir. Özetle, gözlemlenemeyenlerle ilgili bir kuram yalnızca rakip bir kuramdan daha başarılı bir şekilde gözlenebilir fenomerılerin bir alanında açıklamada ve kestirimde bulunmamızı sağlıyorsa inandırıcı olabilir. Aslında, genel olarak bütün kuramlar için standart gerekçelendirme tarzı budur.


     Şimdi halk psikolojisini oluşturan (zihinsel durumları başka, bedensel koşullarla ve davranışla ilişkilendiren) genel ilkeler ağını ele alalım. Bu 'kuram', insanların davranışlarını mevcut diğer bir hipotezden daha iyi bir biçimde açıklamamızı ve öngörmemizi sağlar. Peki ya gözlenemeyen durumlar ve nitelikler hakkındaki bir genel yasalar kümesine inanmamız için nasıl daha iyi bir sebebimiz olabilir? Halk psikolojisinin yasaları, başka herhangi bir kuramın yasaları için söz konusu olan aynı sebep dolayısıyla, açıklayıcı ve kestirimsel başarısı dolayısıyla inandırıcıdır. Buradaki gerekçelendirmenin, kişinin kendi durumunu sorgulamasına hiçbir şey borçlu olmadığını da belirtelim. Önemli olan, halk psikolojisinin genel olarak insan davranışları konusundaki başarısıdır. Muhtemelen kişinin kendi durumu başkalarınınkinden farklılaşabilir (benzerlikten yola çıkan argümana karşı ileri sürülen 'yabancı varlık' itirazını anımsayın). Ancak bu, kişinin kendi içsel durumlarına kuramsal erişimini etkilemek zorunda değildir, bununla birlikte bu durumlar farklı olabilirler. Kişi kendi davranışlarını anlamak için farklı bir psikolojik kuramdan, kendi iç yaşamını ve dışsal davranışını kapsayan bir kuramdan farklı bir kuramdan yararlanabilir.

     Şimdi genel yasaları bir yana bırakıp bireylere dönelim. Belirli bir bireyin bilinçli zekaya sahip olduğu hipotezi de bu görüşe göre açıklayıcı bir hipotezdir. Bu, bireyin süregiden davranışının en iyi biçimde arzuları, inançları, algıları, duyguları vs. bakımından açıklandığı ve öngörüldüğü ölçüde akla yatkın bir düşüncedir. Aslında bu, çoğu insanın davranışını anlamanın en iyi yolu olduğu için, bunların 'başka zihinler' olduğuna inanmak gerekçelendirilebilir. Psikolojik durumların diğer canlılara veya makinelere atfedilmesinde de, bu atıflar onların devam eden davranışlarının en başarılı açıklamaları ve öngörüleri olmaya devam ettiği sürece benzer bir gerekçelendirme söz konusu olabilir.


    Başka zihinler sorununa getirilen en son çözüm işte budur. Bu çözüm oldukça açık üstünlüklere sahiptir ve daha önce semantik sorun için önerdiğimiz çözümle de gayet tutarlıdır. Her iki sorunun da, zihinsel durumlarla ilgili sağduyuya dayalı kavramsal çerçevemizin bir kuramın bütün özelliklerini taşıdığı varsayımıyla uyumlu olduğu görülüyor. Ancak üstünlüklerine rağmen bu varsayımı herkes akla yatkın bulmamıştır. Dikkatinizi kendi zihin durumlarınızın doğrudan bilincine odaklarsanız, bunların 'kuramsal varlıklar' olduğu düşüncesini tuhaf bir öneri gibi görebilirsiniz. Bu önerinin anlamlı olup olmayacağı ve olabilirse nasıl olacağı konusunu bir sonraki altbölümde ele alacağız.


Paul Churchland, Madde ve Bilinç, ss.106-114




Önerilen Okumalar

Malcolm, Norman, "K.nowledge of Other Minds, " Journal of Philosophy, vol. LV (1958). Yeniden basım: The Philosophy of Mind, ed. V. C. Chappell (Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hail, 1962).

Strawson, Sir Peter, "Persons," Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. II, ed.: H. Feigl, M. Scriven ve G. Maxwell (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1958). Yeniden basım: The Philosophy of Mind, ed. V. C. Chappell (Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall, 1 962).

Sellars, Wilfrid, "Empiricism and the Philosophy of Mind," Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. I, ed.: H. Feigl ve M. Scriven (Minneapolis: University ofMinnesota
Press, 1956) . Yeniden basım: Wilfrid Sellars, Science, Perception, and Reality (London: Routledge & Keegan Paul, 1963), bölüm 45 63.

Churchland, Paul, Scientifıc Realism and the Plasticity of Mind (Cambridge: Cambridge University Press, 1 979), bölüm 12.